Günümüzde İstanbul’un sembolü haline gelen, anılarımızın şahidi, martılara simit attığımız ve ayaklarımızı demirlerine uzatarak sıcak çay ile birlikte iyotlu havayı ciğerimizin derinliklerine çektiğimiz boğazın incisi Şehir Hatları vapurları gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası durumunda. Biliyoruz ki böylesi bir kültür bir anda oluşmaz, bir geçmişe, maziye ve bir toplumsal bellek oluşumuna ihtiyaç vardır. Biz de bu yazımızda, İstanbulluların vapur kültürünün oluşmasında öncülük yapan Türkiye’nin ilk anonim şirketi Şirket-i Hayriye’nin bir ulaşım hizmetinden öte 160 yıllık bir taşıma kültürünü nasıl oluşturduğunu sizlere aktarmaya çalışacağız.

Sandal mirasını vapura teslim etti

Boğazın incisi vapurlarımızın atası olarak nitelendirebileceğimiz sandallar, 19. yüzyıla kadar Osmanlı’da boğazdaki geçişleri sağlayan, günümüzde oldukça romantik görünen ve iki yakayı kas gücüyle birbirine bağlayan deniz araçlarıydı. İçinde bulunulan dönem Osmanlı toplumsal ve ekonomik yapısındaki dönüşüme paralel olarak özellikle iki yaka arasındaki ulaşım gereksinimlerini de arttırdı. Değişim kaçınılmazdı, çünkü artık sanayi devriminin getirdiği bir ilerlemeyle buharlı makinelerle çalışan ve sandallara göre çok daha güvenli olan vapurlar sahneye çıkmaya başladı. Artan ulaşım talebine ilk yanıt ise yabancı unsurların işletmeciliğini yaptığı buhar makineli vapurlarla geldi.

İlk anonim şirket Şirket-i Hayriye’nin tarih sahnesine çıkıyor

Kuşkusuz ki denizyollarındaki bu teknolojik ilerleme oldukça değerliydi, ancak işletmenin yalnızca yabancı sermaye tarafından gerçekleştirilmesi can sıkıcıydı. Bu noktada çeşitli yerel girişimlerin ardından sahneye çıkan ilk anonim şirket olma özelliği taşıyan Şirket-i Hayriye’nin ortaya çıkışı, Türk deniz taşımacılığı adına bir milat oldu. Bu şirketin kurulmasına dair ilk fikir ise Fuat Paşa ile Ahmet Cevdet Paşa tarafından ileri sürüldü ve fikir 1854 yılında hayata geçirildi. Şirketin kurulmasıyla ilgili lahiya Abdülmecid tarafından onaylanmasının ardından çıkarılan bir fermanla İstanbul ile Boğaziçi’nin Anadolu ve Rumeli kıyısında inşa edilecek iskeleler arasında vapur işletme imtiyaz ve tekeli yirmi beş yıl süreyle Şirket-i Hayriye’ye verildi. Kamuoyu anonim tarzda şirket yapısına alışık olmadığından ilk başlarda şirketin idaresiyle ilgili bir takım sorunlar çıksa da şirket 1945 yılında devlet tarafından alınana kadar uzun bir süre yaşamına devam etti.

Şirket-i Hayriye’nin efsanevi kaptanları

Boğazın sembolü vapurların temelleri atılmış, yavaş yavaş kent insanlarında vapur kültürü oturmuş ve vapurlar manevi bir değer olarak halkın gönlünde yer etmeye başlamıştı. Nesilden nesile aktarılan bu eşsiz ulaşım kültürünün oluşmasındaki belki de en önemli rol İstanbul ve özelikle Boğaziçi sakinlerince yakından tanınan kaptanlara aitti. Halk ile kaptanlar arasındaki ilişkiler o denli güçlenmişti ki bazen abartılı olsa da hoş öykülerin kahramanları olmayı başarmışlardı. İşin manevi kısmı bu yönde şekillenirken, şirketin ilk dönem kaptanları gayrimüslimlerden oluşuyordu ve çoğunluğu Rum’du. Şirket’in ilk kaptanı kaptan Louis Goujan, bir Fransız’dı. Zaharaki, Nikolaki, Dimitri, Marko ve Yorgaki gibi isimler yelkenli gemi kaptanlığından yetişmişlerdi. Elbette zamanla Türklerin de şirkette kaptanlık yapmak istemeleri üzerinde Müslüman kaptan nüfusu giderek arttı. İlk Türk kaptanlar arasında ise önemli isimler olarak Salih, Kıbrıslı Mehmet, Eyüp, İshak, Hacı Mehmet, araba vapuru kaptanı Hasan, Osman, Seyfettin, Hacı Hasan, Mustafa Hacı Esat, Ziya, Sezai, Şeref, Fehmi, Tahsin, Hayri kaptanlar vardı.

4. Vaktinde iskeleye varamayan vapurların mizahi nedenleri

Şehir içi ulaşımın vazgeçilmezi haline dönen vapurların farklı sosyolojk ve ekonomik yapıdaki ilçelerden yolcu alarak ilerlemesi teknik olarak aksaklık olarak görülse de esasen hoş anıların oluşmasına vesile oldu. Dolmuş misali sık sık iskelelere uğrayarak ilerlemesinden dolayı halk arasında “dilenci vapuru” olarak anılan vapurlar sürekli varması gereken saati aşarak varış iskelesine gecikiyorlardı. Özellikle Şirket-i Hayriye’nin tanınmış kaptanlarından Ömer Kaptan’ın gerçekleştirdiği seferlerin gecikmelere uğraması, şirket yönetiminin dikkatini çekti ve kendisinin bilgisine başvuruldu. Gecikme üzerine yöneltilen soruya verdiği cevapsa oldukça mizahi bir yapıya sahipti:

“Efendim, Çengelköy’ ün sebzevatından, Beylerbeyi’nin teşrifatından, Kuzguncuk’un da haşaratından… Bunlar olmasa gecikmek ne demek, vaktinden önce bile Köprü’ ye varırım!” yanıtını verdi. Bu yanıtı daha da açıklaması istendiğinde ise; “Çengelköy bilindiği gibi bağlık, bahçelik bir köy. Halk yetiştirdiği hıyarı, patlıcanı İstanbul’a hep vapurlarla indiriyor. Sepetlerin, küfelerin yüklenmesi epey vakit alıyor böyle olunca da vapurun hareket saati gecikiyor. Beylerbeyi de bilindiği gibi teşrifat meraklısı yaşlı beylerin, beyzadelerin semti. İskele girişinde iki kişi karşılaşsa, ‘Siz buyurun!’, ‘Rica ederim, önce siz buyurun!’, ‘İstirham ederim. Siz varken bize mi düşer! Siz buyurun’ diye yol vermelerinden yolcuların vapura girmeleri hayli zaman alıyor! Efendim, malum üzere, Kuzguncuk kalabalık Musevi ailelerinin oturduğu bir köy. Anası, babası, kızı, oğlanı, konu komşusu sürüsüne bereket. Öyle bir hücum ediyorlar ki vapura, bir türlü arkası gelmek bilmiyor. Şimdi anlatabildim mi sebzevattan, teşrifattan ve haşarattan niçin geciktiğimi?” biçiminde mizahi bir açıklama yapar.

5. İstanbulluların eğlence kültürünün eşsiz sembolü

Şirket-i Hayriye vapurlarının gerçekleştirdiği ulaşım hizmetleri toplum için oldukça önemliydi, bu doğru. Ancak yalnızca ulaştırma çalışmalarıyla kalmayan, boğazın eşsiz manzarasında geçirilecek eğlenceli anların mimarı olarak da hizmet veren şirket, bu yönüyle İstanbulluların eğlence kültürünün bir parçası oldu. Günümüzde “Mehtaplı Geziler” olarak Şehir Hatları tarafından gerçekleştirilen bu etkinliğin kökenleri ise 1920’li yıllara kadar dayanır. Çalgılı sözlü bu eğlence aktivitesi dönemin ortalama vatandaşlarının dahil olabileceği uygun fiyatlarla gerçekleştirilirdi.

6. Mustafa Kemal Atatürk’ün kutladığı kaptan

Bir ulaştırma kurumu olduğu kadar deniz adamı yetiştirme misyonu da edinen Şirket-i Hayriye, bünyesinde birçok önemli ve cesur denizci çıkartmayı başardı. Bunlardan biri ise usta denizciliğiyle tanından Hayri Kaptan’dır. Onu günümüzde halen daha değerli kılan önemli vaka ise Birinci Dünya Savaşı sıralarında Köstence Limanı’nda bağlıyken Romen bir tüccarın ona Romanya’nın Osmanlı’ya savaş ilan edeceğini ve Romanya’yı terk etmelerinin iyi olacağını söylemesiyle başlar. Savaşın ilan edilmesi üzerine gözünü karartan Hayri Kaptan batırılma riskine karşı gecenin karanlığında faydalanarak yola koyulur. Kömür sıkıntısının oluşması üzerine ise geminin ahşam bölümlerini yakarak yola devam eder ve İstanbul’a ulaşır. Bununla birlikte Hayri Kaptan Çanakkale Savaşları sırasında da vapuruyla askeri sevkiyatta bulundu. Kadıköy’ den on vapurluk bir konvoy halinde yol alırken bir düşman denizaltısının torpil saldırısını vapurunda taşıdığı altı yüz askeri geminin bir yanına yığarak su kesimini azaltma yolu ile yara almadan atlatması kulaktan kulağa yayılarak Mustafa Kemal’e kadar ulaştı. Hayri Paşa’nın kahramanlığı öğrenen Mustafa Kemal ise onu tebrik ederek hediyeler gönderdi.