20. yüzyılın başından beri İstanbul’un mimari, estetik ve sosyal açıdan simgesi haline gelen Haydarpaşa Garı, oluşturduğu estetik görüntüyle hafızalara kazınan ve bir dönem Anadolu’nun İstanbul’a açılan kapısı olan önemli bir yapıdır. Yalnız gar işleviyle kalmayıp, kültürümüze, edebiyatımıza, filmlerimize ve en önemlisi zihinlerimize yerleşen bu değerli mimari yapı, İstanbul’daki gar binaları arasında en görkemlisi ve en büyüğüdür.

Yapılışına dair kısa bilgi

İstanbul’un Anadolu yakasında oluşturduğu estetik görüntüyle hafızalara kazınan ve bir dönem Anadolu’nun İstanbul’a açılan kapısı olan Haydarpaşa Garı, İstanbul’daki gar binaları arasında en görkemlisi ve en büyüğüdür. Anadolu-Bağdat-Hicaz Demiryollarının başlangıç noktası konumunda bulunan Haydarpaşa Garı’nın yapımına 1906 yılında başlandı. 1908 yılında ise hizmete girdi. İstanbul’un sıfır noktası olan halkın kültürüne işlenmiş bu değerli yapının açılış konuşmasını ise Ermeni kökenli Milletvekili Bedros Halaçyan yaptı.

2. Oryantal unsur taşıyan bir Rönesans ürünü

Esasında tam bir İstanbul özetidir Haydarpaşa Garı’nın mimari tasarımı. Nasıl ki İstanbul’un bir kolu Avrupa’ya uzanıyorken diğer kolu Asya’daysa, Haydarpaşa’nın mimari üslubu da ʺOryantalistʺ esintili ve Orta Avrupa Barok mimarisi, Alman Rönesansı ve Neoklasik sentezli  ʺeklektikʺ  bir yapıdadır. Mimarları ise Otto Riter ve Helmut Cuno adını taşıyan iki Alman’dır. Yapı her ne kadar Rönesans ve neoklasik mimariden esintiler taşısa da asıl olarak Alman ulusal mimarlığından beslenmektedir.

3. Çeşitli dönemlerde geçirdiği yangınlara karşı direndi

Haydarpaşa Garı’nın başı geçmişten beri yangınlarla dertte.  Eskiden ahşap olan çatı 1917 yılında geçirdiği yangın sonrası özgün yapısını kaybetti. Bu süreçten sonra çeşitli tamiratlar gördü. Ancak 2010 yılında tekrardan çatı bölgesinde meydana gelen yangın, hafızalara işlenen o görüntüsüne büyük darbe vurdu. Uzun bir süre olduğu gibi olduğu gibi duran çatının yapımına günümüzde tekrardan başlandı.

4. Denizi ve toprağı birleştiren iki yönlü ulaşımın merkezi

Haydarpaşa Garı her ne kadar tren ulaşımı ile zihinlerimize yerleşse de bünyesinde bulunan vapur iskelesiyle Anadolu-Bağdat-Hicaz demiryollarının İstanbul’un Avrupa yakasına bağlayan önemli bir ulaşım merkezidir. Tarihi garın bünyesinde yer alan küçük ve şirin vapur iskelesi, oryantalist çizgideki bir mimari üslupla inşa edildi. İçi Kütahya çiniciliğinin önemli ustalarından Mehmed Emin Bey’in çinileri ile kaplı olan iskele, Haydarpaşa Garı’nın tamamlayıcı şirin bir unsurudur.

5. Türk sinemasının vazgeçilmez mekânlarından biridir

İstanbul’un sıfır noktası ve Anadolu’nun İstanbul’a açılan kapısı olan Haydarpaşa Garı, Türk sinemasının vazgeçilmez mekânlarından biridir. Biraz hafızamızı zorladığımızda burada çekilen onlarca sahne zihnimizde canlanabilir. Bu vazgeçilmezlik yapının sinematografik yapısı kadar, İstanbul’a yönelik iç göç olgusunun anlatılarında bizzat özne olmasıyla da alakalıdır. Bu gerçekten de öyledir. Bir dönem Anadolu’dan İstanbul’a gelmenin yegâne yolu olan, elinde valizi ve yöresel kıyafetiyle zihinlerde yerleşen Anadolu insanının Haydarpaşa merdivenlerindeki görüntüsü bu yönüyle bir sosyal gerçekliğin ürünüdür.

6. Cumhuriyet sonrası edebi metinlere ilham kaynağı oldu

20. yüzyılın başından beri kentsel, mimari, estetik ve sosyal açıdan somut ve somut olmayan unsurlarıyla kentsel imgenin önemli bir parçası olan Haydarpaşa Garı, tıpkı sinemada olduğu gibi edebiyatta da etki gücünü hissettirdi. Ayrılıkların, özlem dolu buluşmaların, hasretin, kavuşmanın ve hayal kırıklıklarının mekânı olan bu önemli yapının toplum nezdindeki yeri bu nedenle oldukça duygu doludur. Edebiyatı besleyen birçok duygu ve olguya dokunabildiğinden dolayı da roman, şiir ve öykülerde çokça yer etti. Örneğin; Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” Haydarpaşa Garı’nda başlar. Ahmet Hamdi Tanpınar ise, “yalnız kendisinin olduğu Haydarpaşa Garı’nın bu sefer büyük ve karanlık bir lahit gibi geldiğinden” söz eder “Bir Yol” isimli öyküsünde. Ve bununla birlikte Ali Cengizkan, Behçet Aysan, Attila İlhan, Bekir Sıtkı Erdoğan ve Abdülkadir Bulut birçok edebiyatçının kaleminde yer bulmuştur kendisine.